Söndürmede geç kalınmış yangına kader mi diyeceğiz?

Sıfır toplamlıdan negatif toplamlı oyuna: Siyasetin içi dışı…

“Ötekinin yenilgisinin benim zaferimi, onun yitirdiklerinin benim kazancımı oluşturduğu bir oyun oynuyoruz bu dünyada. Yitirilenler ile kazanılanların toplamının sıfır olduğu bir oyun: Sıfır toplamlar oyunu…” ( Watzlawick’in Mutsuzluk Kılavuzu kitabının tanıtım yazısından…)

Sıfır toplamlı oyun şart değil ama hayatın bir gerçeği, kazananlar ve kaybedenler olarak varız. İnsanlık tarihi, sıfır toplamlı oyunları değiştirecek birçok “araç” icat etme tarihidir. Uzun zamandır Türkiye,  bu icatların birikiminden yoksun “Bir Akla” mahkûm olan kocaman bir ülke. Diğer tüm akılları, – sanki kutuplaşması azmış gibi- “suçlu” ilan eden bir makine karşısında siyasetimiz, “felç” geçiriyor. Kuşkusuz çok da parlak, verimli bir işleyişi olmayan siyasetimiz bu kadar felç olmamıştı.

Siyasal partilerimizin muhalefet olanları, tümü birden bu “makine” karşısında 7 Haziran’dan beri sürekli çuvallıyor. Oyunu değiştirecek hamle ya da hamleleri yapamıyor. Geriye kalan bizler ise suçluluk, öfke, bir şey yapmalı duyguları arasında “düşmanlaştırıldıklarımıza” gol atma derdine düşüyoruz. Sonuçta akıllar, duygular, vicdan, gelecek ufku; insanlık için hayırlı olan ne varsa ortadan kalkıyor.

İktidarda bulunan “bir akıl” muhteris oyununu sıfır toplamlı bir oyun olarak sürdürüyor. Ama, bugün, (20 Mart 2016) Levent Gültekin’in Cumhuriyet’e verdiği beyanatın girişinde şöyle dediği gibi : “Sonuçta Kürtler, Türkler, ülke, PKK, herkes kaybedecek.”

Bir’isinin kurduğu sıfır toplamlı oyun, negatif toplamlı bir oyuna dönüştü. Continue reading →

Suriye olma kaderimizi değiştirmek istiyorsak, yaşananları derbi maçı ruh haliyle algılamaya devam edemeyiz.

10 Ekim 2015, hayatta alışmak zorunda kaldığım, acı dolu günlerden biri daha oldu. 80 öncesinde çocukluğu ve ilk gençliğini geçiren biri olarak sokakların tekinsizliğine, evdekilerin yüreği elinde beni hem yaşatmak hem de “olağan” büyütmek için nasıl çaba harcadığını şimdi hatırlamak zorundayım. Bu yazı, ne uzmanlık alanımın içinden bir yazı ne de entelektüel bir çabayla ilgili. Sadece insan olmamla, suçluluk ve utançla ilgili.

Evet, bu katliamın Ortadoğu karmaşasında, küresel konumlara bağlı birçok boyutu olabilir. Continue reading →

1 Kasım Öncesi Tükenen Ne? Paradigma kayarken siyasal rekabet.

Cemallettin N. Taşçı’nın on beş yıldır (belki de daha uzun) söylediği, beklenen, hatta yaşanan paradigma kayması, 1 Kasım seçimlerine yetişir mi?  Cemallettin N. Taşçı- tanıyanlar bilir- iddiasız, hatta mütevazi bir şekilde- Dünya ve Türkiye siyasetini okurken, sürekli bu kriz durumundan ve kırılma anından söz eder. Laçiner’in değindikleri bu yüzden çok tanıdıktı. Güncelliği nedeniyle Laçiner’e başvuruyorum ama, Cemal Hoca’ya hakkını teslim ederek başlamam gerekiyor.

Ömer Laçiner, Birikimin, Ağustos-Eylül 2015 sayısında şöyle diyor:  Continue reading →

Göbeğini kaşıyan adamdan, Demirtaş’ın Sazına Kananlara…Sonunda şerefsiz de oldular

Türkiye’nin 7 Haziran sonrasında, yaşadıkları karşısında dilim tutulmuştu. Konuşasım da, yazasım da yoktu. Ama Sayın Devlet Bahçeli, Türkiye’nin içinden geçtiği günlere yakışır bir olgunlukla, sağduyu ile bir beyanat vermiş. İzmir’de yazlıklarında otururken, viskisini yudumlayanlar, gidip HDP’ye oy vermişler ya, onları şerefsiz olarak ilan ediyor. Suçları büyük…Sayın Bahçeli, siyasal iletişim literatüründe haklı yerini aldı. Hoş bir kaç seçim önce, partisinin seçilemeyen bir mebus adayı da benzer şeyler söylemişti. Seçmene hakaret ederek, ilgi ve sevgisini çekme yönündeki bu muazzam taktik, hiçbir demokraside akıl edilememişti.

Aslında Sayın Bahçeli bu sözleri etmeseydi, Yılmaz Özdil’giller  üzerinden benzer bir ruh halini yazıyordum. Değmez diye vazgeçmiştim. Devlet Bahçeli’nin sözlerini okuyunca dayanamadım.

Ortaya karışık olarak yazıyı paylaşayım dedim. Continue reading →

7 Haziran’da kazan, 1 Temmuz’da kaybet.

Meclis Başkanlığı seçimi sonrası facebook mahallemdeki genel hava yenilmişlik ve öfke oldu. Bu sonucu hak etmedik üzerinden fatura, MHP ve genel başkanı Devlet Bahçeli’ye çıkarılmış görünüyor. Zaten MHP ile hiçbir doku uyuşması göstermeyen mahallemiz son derece mutsuz, saldırgan ve kızgın.

Müktedir’in her koşulda kazanması karşısında yılgınlık daha derinlerde gizli. 7 Haziran seçim gecesi sevinmem gerekirken, tedirginlik hakim olmuştu. Nedenini şimdi çözdüm. Bu muhalefet ile kazandığımızda bile bir şeyleri değiştirememenin hüznünü ya da korkusunu duymuştum. 7 Haziran sonuçlarının yaratması gereken heyecan, yerini ya şimdi bu sonuçları heder olursak olmuştu. Continue reading →

Düşmansız mutlu olmak mümkün müdür? Koalisyon ve ruh durumumuz

Neşe bir başarıdır, umut da kutlanası. İyimserlik mühimse bunun nedeni, birçok durumda bir işi sonuca ulaştırmamızın ona ne kadar iyimser yaklaştığımıza bağlı olmasıdır. Buna seçkinci bakış şiddetle karşı çıkar, “iyi bir hayatın başlıca koşulu hünerdir”, der. Oysa çoğu durumda başarı ile başarısızlık arasındaki farkı belirleyen sadece, olabileceğine olan inancımız ve başakalarını başaracağımıza inandırmak için göstereceğimiz çabadır. Bizi beceri yoksunluğu değil, umut noksanlığı yıldırabilir.

(Alain de Button, “Terapi Olarak Sanat” adlı kitabında (sf: 16) böyle diyor)

Bu kısa notu yazının sonunda hatırlayalım.

7 Haziran 2015 akşamı YSK gecikmeli de olsa yayın yasağını kaldırdığı andan itibaren seçmen ne dedi sorularına muhatap oluyorum. Seçmen arkadaşlarım, diğer seçmenlerin ne düşündüğünü merak ediyor. Önce, siyasal iletişim üzerinden bir değerlendirme yapacağım, sonrasında koalisyon meselesini Türkiye ruh hali üzerinden tartışacağım.

Kampanyalar Karnesi Kısa, Kısa…

AKP ve Ahmet Davutoğlu

13 yıllık iktidarın hemen tüm seçimlerinde düşmanlar üzerinden yürüyen bir iletişim dilinin aşındığını göremediler. Birinci parti olmalarına rağmen mağlup hissediyorlar. Davutoğlu, lider imajı açısından sınavı geçemedi. Sandık sonucu nedeniyle söylemiyorum. Bahanesi vardı, mazereti büyüktü. Ama lider dediğin bunlara sığınmaz. Kendisi olmayıp, önceki liderin karikatürü olmayı seçti. Oysa, aşınmış dile yeni bir soluk katabilir, yeni bir Parti ve lider algısını yaratabilirdi. Continue reading →

Hdp Selahattin Demirtaş

Bu seçimin galibi HDP ile birlikte Türkiye’dir

” Siyasi kayıp her şeyden önce kişinin kendini  kaybetmesidir. Tatlılığı kadar öfkesini de, sevme yetisi kadar nefretini de kaybetmesidir… Ölçülülüğü kadar dikkatsizliğini de, tedbir kadar aşırılığı da, çılgınlığı, saflığı, cesareti kadar korkaklığını da… Her şey karşısında duyduğu güven kapıldığı dehşeti de, gözyaşları gibi sevincini de elden bırakmasıdır 
Marguerite Duras’ın Yeşil Gözler adlı kitabından

Şu an okuduğunuz yazıyı tasarladığımı söylediğimde bir arkadaşım dur yahu seçim geçsin de öyle yaz dedi. Beni koruyordu, barajı geçemezlerse karizmam çizilmesin diye.

Tam da bu yüzden bu seçimin galibi HDP’dir. Çünkü, siyaset yapıyor. Continue reading →

Siyasetten Korkan Siyasetçiler: Doğan Görünümlü Şahinler’e Devam…

* 16.06.2014 tarihinde Radikal Blog’da yayınlanan yazımdır.

Umutla, heyecanla beklediğimiz (!) çatı adayı açıklanınca kendimi Tayyip Erdoğan’ın yerine koydum.

“Sevinçten ne yapacağımı bilemedim. Bu kadar sıkışmışken, zorlu ve sıkıntılı bir sürecin içinde bunalmışken bu isim, her şeyi düzeltici antidepresan etkisi yaptı.”

Türkiye’nin muhalefeti bir kez daha on yılı aşkın bir süredir, siyasete ve hayata dair “yanlış” varsayımlarla şekillenmiş bir dünya ve Türkiye tasavvurunu yeniden üretiyor.

Çatı veya ortak aday arayışının kendisi zaten bir sürü sakatlıkla doluydu. Bulunan aday da tuz biber ekti.

Son yerel seçimleri değerlendirirken “doğan görünümlü şahin” metaforundan yola çıkarak, CHP’nin varsayımlarına yönelik itirazlarıma yine bu platformda değinmiştim.

MHP-CHP ortaklaşa yanlışlıklar varsayımlarını şöyle özetlemeyi denesem. Continue reading →

Doğan görünümlü şahinler: 30 Mart seçimleri analizi niyetine

* 09.04.2014 tarihinde Radikal Blog’da yayınlanan yazımdır.

30 Mart yerel seçimleri öncesi Radikal Blog’da Truman Show filmi üzerinden giderek ayrışan, iki farklı kamuoyu oluşumunun tehlikelerine dikkat çekmeye çalıştım (kutuplaşmış, ayrışmış, nerdeyse düşmanlaşmış aynı anlama gelen birçok sıfat kullanılıyor). Maalesef seçim sonuçlarının hayal kırıklığını ya da zafer duygusu yaşayanların bir kısmı beni yanıltmadı.

30 Mart seçimleri öncesi oluşan siyasal rekabetin kazananı ve kaybedeni var mıdır ? Asıl önemlisi bu sandık falını nasıl okumalıyız? Sandığa (siz fal da diyebilirsiniz) bakıp nasıl bir Türkiye gördüğüm üzerinden seçim öncesi, sırası ve sonrasına ilişkin değerlendirmelerimi paylaşacağım.

Her şeyden önce popüler kültürümüzde yeri ve karşılığı olan sosyolojik temelli bir metaforu temel alacağım: Doğan görünümlü şahin. Continue reading →

Truman Show Konforunda Türkiye Nereye Gidiyor?

* 28.03.2014 tarihinde Radikal Blog’da yayınlanan yazımdır.

David Eagleman, çok satan nörobilim kitabında “umwelti” şöyle tanımlar; dünyanın görebildiğimiz bölümü (çevre, çevrelenen dünya). Daha büyük olan gerçeklik ise (böyle bir şey varsa) “umbegung” olarak adlandırılır. Biyolog Jakob von Uexküll, 1909’da aynı ekosistemdeki farklı hayvanların, çevreden farklı sinyalleri yakaladığını fark ederek bu iki kavramı tanımlıyor. Biyoloji doğal olarak bir iletişimbilimci açısından uzak bir alan sözü daha fazla uzatmadan Eagleman’ın bu anlatımdan konuyu bağladığı yere gelelim. Şöyle diyor: “The Truman Show filminde, filme adını veren Truman, gözü pek bir televizyon yapımcısının tümüyle onun çevresine ördüğü bir dünya içinde yaşamaktadır. Eagleman, filmin bir kesitinde bir muhabirin yapımcıyla sohbetini aktarır (sf:79). “ Sizce Truman neden kendi dünyasının gerçek doğasını keşfetmenin kıyısına bile gelememiş durumda ?” Yapımcı şöyle yanıtlar : Bizler, bize sunulan dünyanın gerçekliğini kabul etmeye hazırızdır”. Eagleman, bu cevapla yapımcının taşı gediğine koyduğunu belirtir ve ekler: “Çünkü gerçekten de umweilt’ı sorgusuz kabul eder ve orada dururuz. “Beyin işlevleri, insanlar arasında az çok farklılıklar gösterir ve bu farklılıklar da kimi zaman dünyayı algılama biçimindeki farklılıklarla belli eder kendini. Her birey, kendi seçtiği yolun gerçeklik olduğuna inanır. ( sf: 81) Eagleman, ilerleyen sayfalarda sinestezik kişiliklere dair örneklerle çevremizden gelen sinyalleri nasıl farklı okuduğumuza, çözdüğümüze yer verir. Ama en çarpıcı saptamasını da bu noktada yapar: Continue reading →