Yeni Türkiye’nin (!) Spor Yönetimi Ne Zaman Yenilenecek?

*Nisan 2015, Marketing Türkiye, Anadolu eki için değerlendirme  yazım.

Türkiye’de futbol kulüplerinin yönetim anlayışları her şeyden önce demokratik değil. Üyeler, kongre delegeleri, taraftarlar, taraftar dernekleri, sempati duyanlar gibi farklı, farklı etkileşim gruplarından söz edebiliriz. Bu grupların kulüp yönetimlerine katılımları da sınırlı. İstanbul kulüpleri ya da Anadolu kulüpleri arasında bu yönden bir ayrışma yok. Kulüplerimizin dernek statüsü ve kamuoyu güçleri arasında muazzam bir asimetri var. Çok güçlü kamuoyu oluşturma ve sürükleme potansiyelleri var ama herhangi bir sıradan dernekle aynı statüde çalışıyorlar. Bırakın pazarlama ve iletişim yönetimini, mali ya da yetenek yönetimi, temel işleri olan kulüp yönetiminde bile sorunları var. Bu söylediklerime yüz yıllık İstanbul markaları da dahil. Kuşkusuz ölçekleri ve mali güçleri nedeniyle dikkat çekmiyorlar ama bence onlar da Anadolu kulüplerinden farklı yönetilmiyorlar. En azından potansiyellerinin hakkını vermiyorlar. Continue reading →

Siyasetten Korkan Siyasetçiler: Doğan Görünümlü Şahinler’e Devam…

* 16.06.2014 tarihinde Radikal Blog’da yayınlanan yazımdır.

Umutla, heyecanla beklediğimiz (!) çatı adayı açıklanınca kendimi Tayyip Erdoğan’ın yerine koydum.

“Sevinçten ne yapacağımı bilemedim. Bu kadar sıkışmışken, zorlu ve sıkıntılı bir sürecin içinde bunalmışken bu isim, her şeyi düzeltici antidepresan etkisi yaptı.”

Türkiye’nin muhalefeti bir kez daha on yılı aşkın bir süredir, siyasete ve hayata dair “yanlış” varsayımlarla şekillenmiş bir dünya ve Türkiye tasavvurunu yeniden üretiyor.

Çatı veya ortak aday arayışının kendisi zaten bir sürü sakatlıkla doluydu. Bulunan aday da tuz biber ekti.

Son yerel seçimleri değerlendirirken “doğan görünümlü şahin” metaforundan yola çıkarak, CHP’nin varsayımlarına yönelik itirazlarıma yine bu platformda değinmiştim.

MHP-CHP ortaklaşa yanlışlıklar varsayımlarını şöyle özetlemeyi denesem. Continue reading →

Doğan görünümlü şahinler: 30 Mart seçimleri analizi niyetine

* 09.04.2014 tarihinde Radikal Blog’da yayınlanan yazımdır.

30 Mart yerel seçimleri öncesi Radikal Blog’da Truman Show filmi üzerinden giderek ayrışan, iki farklı kamuoyu oluşumunun tehlikelerine dikkat çekmeye çalıştım (kutuplaşmış, ayrışmış, nerdeyse düşmanlaşmış aynı anlama gelen birçok sıfat kullanılıyor). Maalesef seçim sonuçlarının hayal kırıklığını ya da zafer duygusu yaşayanların bir kısmı beni yanıltmadı.

30 Mart seçimleri öncesi oluşan siyasal rekabetin kazananı ve kaybedeni var mıdır ? Asıl önemlisi bu sandık falını nasıl okumalıyız? Sandığa (siz fal da diyebilirsiniz) bakıp nasıl bir Türkiye gördüğüm üzerinden seçim öncesi, sırası ve sonrasına ilişkin değerlendirmelerimi paylaşacağım.

Her şeyden önce popüler kültürümüzde yeri ve karşılığı olan sosyolojik temelli bir metaforu temel alacağım: Doğan görünümlü şahin. Continue reading →

Truman Show Konforunda Türkiye Nereye Gidiyor?

* 28.03.2014 tarihinde Radikal Blog’da yayınlanan yazımdır.

David Eagleman, çok satan nörobilim kitabında “umwelti” şöyle tanımlar; dünyanın görebildiğimiz bölümü (çevre, çevrelenen dünya). Daha büyük olan gerçeklik ise (böyle bir şey varsa) “umbegung” olarak adlandırılır. Biyolog Jakob von Uexküll, 1909’da aynı ekosistemdeki farklı hayvanların, çevreden farklı sinyalleri yakaladığını fark ederek bu iki kavramı tanımlıyor. Biyoloji doğal olarak bir iletişimbilimci açısından uzak bir alan sözü daha fazla uzatmadan Eagleman’ın bu anlatımdan konuyu bağladığı yere gelelim. Şöyle diyor: “The Truman Show filminde, filme adını veren Truman, gözü pek bir televizyon yapımcısının tümüyle onun çevresine ördüğü bir dünya içinde yaşamaktadır. Eagleman, filmin bir kesitinde bir muhabirin yapımcıyla sohbetini aktarır (sf:79). “ Sizce Truman neden kendi dünyasının gerçek doğasını keşfetmenin kıyısına bile gelememiş durumda ?” Yapımcı şöyle yanıtlar : Bizler, bize sunulan dünyanın gerçekliğini kabul etmeye hazırızdır”. Eagleman, bu cevapla yapımcının taşı gediğine koyduğunu belirtir ve ekler: “Çünkü gerçekten de umweilt’ı sorgusuz kabul eder ve orada dururuz. “Beyin işlevleri, insanlar arasında az çok farklılıklar gösterir ve bu farklılıklar da kimi zaman dünyayı algılama biçimindeki farklılıklarla belli eder kendini. Her birey, kendi seçtiği yolun gerçeklik olduğuna inanır. ( sf: 81) Eagleman, ilerleyen sayfalarda sinestezik kişiliklere dair örneklerle çevremizden gelen sinyalleri nasıl farklı okuduğumuza, çözdüğümüze yer verir. Ama en çarpıcı saptamasını da bu noktada yapar: Continue reading →