Doğan görünümlü şahinler: 30 Mart seçimleri analizi niyetine

* 09.04.2014 tarihinde Radikal Blog’da yayınlanan yazımdır.

30 Mart yerel seçimleri öncesi Radikal Blog’da Truman Show filmi üzerinden giderek ayrışan, iki farklı kamuoyu oluşumunun tehlikelerine dikkat çekmeye çalıştım (kutuplaşmış, ayrışmış, nerdeyse düşmanlaşmış aynı anlama gelen birçok sıfat kullanılıyor). Maalesef seçim sonuçlarının hayal kırıklığını ya da zafer duygusu yaşayanların bir kısmı beni yanıltmadı.

30 Mart seçimleri öncesi oluşan siyasal rekabetin kazananı ve kaybedeni var mıdır ? Asıl önemlisi bu sandık falını nasıl okumalıyız? Sandığa (siz fal da diyebilirsiniz) bakıp nasıl bir Türkiye gördüğüm üzerinden seçim öncesi, sırası ve sonrasına ilişkin değerlendirmelerimi paylaşacağım.

Her şeyden önce popüler kültürümüzde yeri ve karşılığı olan sosyolojik temelli bir metaforu temel alacağım: Doğan görünümlü şahin.

30 Mart öncesinde Gezi Parkı ve 17 Aralık yolsuzluk soruşturmaları/iddialarıyla travmatik bir dokuz ay yaşadık. Her iki sürecin gölgesinde yaşanan bir seçimdi. Bu iki güçlü gölgenin seçmen davranışını nasıl etkileyeceği, iktidar ve muhalefetin kampanya stratejileriyle doğrudan ilgiliydi. Hoş kampanyanın sınırlı etkilerinden çok, Gezi ve 17 Aralık’ın siyasal iletişim açısından nasıl kullanılacağı, daha geniş bir siyasal stratejiyi ifade ediyordu.

Ben her iki ‘olayı’,  “hürriyetçilik” ve “yolsuzluk” olarak iki dinamik de özetliyorum. Türkiye seçmeni hassasiyetleri açısından daha önceki seçimlerden yolsuzluğa ilişkin dinamiğin (temaların), kısa bir zaman içinde etkisini gösteremediğini gördük. Sürpriz olmadı. Sayın Başbakan, giderek  “Tayyipizm” olarak nitelendirmeyi hak edecek bir tarz-ı siyaseti “başarıyla” işe koşunca sonuç, bazıları için ciddi hayal kırıklığına neden oldu. Hayal kırıklığının öfkesiyle, oylarıyla Başbakanı onaylayanları da aynı kefeye koydu; onun için sarf ettikleri sıfatları seçmenlerine de yakıştırdı.

İki farklı Truman Show Mahallesi, DP-CHP geleneğimizden (50’ler), 80 öncesi “kutuplaşma” örneklerimizden gelen kültürel mirası yeniden üretti, üretiyor. Bu tarihi mirasın kendi lehine çalışacağını çok iyi bilen Erdoğan oyunu böyle kurmanın rahatlığıyla seçimlere gitti. Ona da sürpriz olmadı. Tayyip Erdoğan’a verilen desteğin ardında, kökleri yarım yüzyılı aşan duygusal bir genetiğin varlığını görmek gerekiyor.

Ancak, son 12 yıldır tekrarlanan bu işe yarar “denge” oyunun aşındığını görme konusunda hala sıkıntıları var. (Bir de hayalini kurduğunu anladığımız başkanlık meselesini de düşününce, sıkıntı sözü az geliyor.)  Yolsuzluğa bel bağlayanlarla, yine ve yeni “darbe” efsanesine sarılanların mücadelesinin galibi de çok önceden belliydi.

Bana sorarsanız, yolsuzluk iddialarına canhıraş sarılananlar,  hürriyetçilik damarının etkisini örttü. Muhalefet bütün yumurtaları tek sepete koydu. Diğer yandan “devlet” kavramına aşkla bağlanan AKP, son skandal tapelerle Devlet’e saldırıyı da kanıtlamanın rahatlığına kavuştu. Bu karambolde “gerçeklerin” (neyse o) değil de, her zaman olduğu gibi “gerçeklik inşalarının” (algıların) AKP lehine çalışmasını değiştirecek bir karşı hamle rakiplerinden gelemedi.
Oysa, tarihimizden biliyoruz, “hürriyetçilik” damarı çok daha etkilidir. (Özellikle “özgürlük”, özgürlükçü”  gibi terimleri kullanmadım. İdeolojik bir tercih değil. Aynı içeriğe sahip iki terimin seçmenler özelindeki farklı titreşimlerini dikkate alıyorum.) Böylece aslında merkez Türkiye’nin (buna İzmir de dahildir. Geçen seçimlerle kıyaslayın) hürriyetçi dinamik üzerinden elde ettiği, devşirdiği sosyoloji bu seçimlere de sahici bir şekilde yansımadı. Bu dinamiği örtme konusunda Başbakanın başarıyla yönettiği süreçleri, Truman Show medyasının da etkilerini hiç küçümsememek gerekiyor. Ama muhalefetin de bu damarı gerçek anlamda seçmene  ulaştırma konusunda hiç bir şey yapmadığı ortada. Doğan görünümlü şahin metaforunu da tam bu noktada önemsiyorum. Aslında Hürriyetçi olmayan bir lider hürriyetçi damarın üzerine kondu.

Doğan görünümlü şahinler siyasetinde rakipler de boş durmadı. Özellikle baş rakip, milliyetçi, merkez hassasiyetleri vitrine taşıdı. İstanbul ve Ankara adayları pragmatik ve mecburiyet siyasetin simgesi olurken, İzmir adayındaki ısrar da (ki oldukça riskliydi) kare asını tamamladı. Merkeze, sağa açılma hamlesi başörtülü ve müftü adaylarla desteklendi. Deniz Baykal’ın yıllar önce çarşaflı açılımının ne sonuç verdiği de unutulmuş göründü. Bana göre merkeze ya da sağa doğru kırılan yelkenin, yeni bir rota ile (strateji) iletişimi de kurulmadı. Kendi tabanına da, uzak tabanlara da anlatıldı mı? Büyük ölçüdeyolsuzluk mesajının iştahında kayboldu.  O zaman da niye yapıldı ? Bu konuda acaba gizlendi mi diye düşündüm, çünkü kendi, tabanın da önemli bir kısmı böylesi “açılımları” pek sevmiyor. Çıkamadım işin içinden. Çıkılacak gibi değil.

Doğan görünümlü şahinler arzı endam ederken, sözgelimi Yılmaz Özdil, Sezen Aksu’yu cemaatçi ve iktidar yanlısı ilan etmeyi de es geçmedi. AKP karşıtlığında buluşanların ne kadar hürriyetçi, (hadi özgürlükçü) olduğunun simgesi olsun diye Yılmaz Özdil’i örnek verdim. Facebook sayfalarındaki dalgalanmaların da, konu HDP ?BDP üzerinden konuşulduğunda ortaya çıkan savrulmaların da detayına girmeyim.  CHP çekirdeğinde,  bu seçimde çok zorlanmasa da, hemen yakın gelecekte ciddi ayrışma, kopuşların alametleri belirginleşti, daha da belirginleşecek.

Şimdi bu kadar doğan görünümlü şahin üzerinden, gerçek “doğan”, ya da gerçek “şahini” fark edemedi diye seçmenlere hakaret etmek akıl dışı olduğu gibi vicdansızlık içeriyor. Diğer yandan zafer duygusunu yaşayanlar da çok emin olmasınlar.

Türkiye seçmeni, aslında “normal” şartlarda doğan görünümlü şahinleri fark ederek gerekeni yapar. Sadece bizim toplumuza özgü bir yetenek değil,  toplum olma durumuna özgü bu yetenek Truman Show’un da etkisiyle zayıflayabilecek gibi değil. Bu seçimin kazananı olduğunu düşünenler için sandık falında çok uzun vade görünmüyor. Aslında bu aşınmış denge oyununda son kredi gibi duruyor. Baş muhalefet için de öyle maalesef. Falda onlara da hayırlı bir kısmet yok.

Seçmen iradesi, hürriyetçi damarın daha sivil ve ileri demokrasi talebi AKP (Tayyip Erdoğan diye de okunabilir)  ve CHP’yi aynı kadere sürükleyecek. Kuşkusuz CHP yüzyıla yaklaşan bir siyasal geleneğin, sosyolojik zeminin üzerinde oturduğundan AKP’den farklı bir kaderi yaşayacaktır.
Gezi sürecinin dip dalgası özgürlükçüler ile hürriyetçileri buluşturacak kadar güçlü. Yeni bir dünya, yeni bir siyaset dili yukarıdan aşağıya, toplum mühendisliklerini de kaldırmaz. Yeni bir dünyada, yeni bir siyaset dili kurulacak, bugünden bakıp kimse enseyi karartmasın.
Doğan görünümlü şahinlerden bisikletlere bineceğiz. Ben şimdiden denedim, gerçekten de unutmuyormuşuz. Toplumsal hafızamız da öyle çalışacak.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir