7 Haziran’da kazan, 1 Temmuz’da kaybet.

Meclis Başkanlığı seçimi sonrası facebook mahallemdeki genel hava yenilmişlik ve öfke oldu. Bu sonucu hak etmedik üzerinden fatura, MHP ve genel başkanı Devlet Bahçeli’ye çıkarılmış görünüyor. Zaten MHP ile hiçbir doku uyuşması göstermeyen mahallemiz son derece mutsuz, saldırgan ve kızgın.

Müktedir’in her koşulda kazanması karşısında yılgınlık daha derinlerde gizli. 7 Haziran seçim gecesi sevinmem gerekirken, tedirginlik hakim olmuştu. Nedenini şimdi çözdüm. Bu muhalefet ile kazandığımızda bile bir şeyleri değiştirememenin hüznünü ya da korkusunu duymuştum. 7 Haziran sonuçlarının yaratması gereken heyecan, yerini ya şimdi bu sonuçları heder olursak olmuştu.

Meclis Başkanlığını AKP’nin kazanması normal (nasıl bir şeydi unuttuk) bir siyasal konjonktürde normal olurdu. Koalisyon gündemi de öyle. Hiçbir şey normal değilken, bazılarının en çok mebus sahibi partinin başkanlığı almasını normal ilan etmesi de manasızlaşıyor.

Evet, yenilmişlik duygusu hissetmemizin ardında artık yeneceğiz beklentisinin de etkisi var kuşkusuz. Bu millet daha ne yapsın diye düşünmemizin de. Haksız mıyız? Hayır. Siyaset oyunu sonuçta bu hisleri, temsilleri ortaya çıkarmak için oynanır. Seçmenler de sandığa giderken benzer hisler ve beklentilerle hareket eder. Oyun kurucu aktörlerin de görevi bu araçları kullanarak seçmenlerin bu taleplerini yerine getirmektir. Ama, Türkiye çok uzun yıllardır siyaset denilen o işlevsel “iletişimi” kaybettiğinden yine olmadı.

Şimdi koalisyon gündeminde de benzer bir süreç izlenecek korkarım. Siyasal elit (lafın gelişi) kendi derdine düşmüşken, seçmenin hissiyatlarına tercüman olmayı dert edecek değildi. Üzerinde bir baskı hissetmeyen bu siyasal sistem, artık denizin bittiğini de göremiyor.

Bu noktada kimse sadece MHP’ye kızarak kendini rahatlatmasın. Sorun MHP’nin tavrı değil, AKP’nin kurnazlığı da değil. CHP’nin beceriksizliği de. Sorun, siyasetin temel işlevlerini çarpıtan sistem. Daha önce de HDP’nin yarattığı heyecanı bu noktadan okumuştum.

Hala o noktadayım yani. Sandık sonuçlarının anlamlı bir değişime neden olması, matematiksel sonuçlarla ilgili değil. Siyaset kültürümüzün (tüm dünyada, bakınız, Yunanistan) krizde olması. Yeni bir siyaset dilinden söz ederken bile aynı gramer, aynı kelime dağarcığına mahkumuz. Dolayısıyla yeni bir dil de yalan oluyor. Asıl mesele, gerçekten de yeni bir siyaset mümkün olacaksa Gezi ruhuna daha derinden bakmak, dünyadaki belli başlı benzer olayların “duygusuna” (aklına değil) dokunmak gerekiyor.  Ama nasıl? Bilmiyorum. Sizler de bilmeyin. Bilince ve hesaplayınca hesaplar tutmuyor işte. Hesap yapmadan da “problem” çözebileceğinizi hayal edin. Üstelik elinizde de bir cevap anahtarı olmadan. Zor bir şey, kendimden biliyorum. Alışkanlıklar, bağımlılık yaratıyor. Zihinsel şemaları değiştirmek gerekiyor.

Şimdi ne olacak sorusuna gelince, o da başka bir yazı konusu olsun.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir