Suriye olma kaderimizi değiştirmek istiyorsak, yaşananları derbi maçı ruh haliyle algılamaya devam edemeyiz.

10 Ekim 2015, hayatta alışmak zorunda kaldığım, acı dolu günlerden biri daha oldu. 80 öncesinde çocukluğu ve ilk gençliğini geçiren biri olarak sokakların tekinsizliğine, evdekilerin yüreği elinde beni hem yaşatmak hem de “olağan” büyütmek için nasıl çaba harcadığını şimdi hatırlamak zorundayım. Bu yazı, ne uzmanlık alanımın içinden bir yazı ne de entelektüel bir çabayla ilgili. Sadece insan olmamla, suçluluk ve utançla ilgili.

Evet, bu katliamın Ortadoğu karmaşasında, küresel konumlara bağlı birçok boyutu olabilir.Bunu, kendilerini suçsuz göstermek, bahane ve mazeret üretmek üzere akıl üretenlere cevap vermek için söylüyorum. Ey kendi iktidarını, kendi suçlar bataklığını korumak için her tür numarayı çevirenler. Bir de bize aptal muamelesi yapmayın. O küçük ve korkak akıllarınızı -televizyon ekranlarında, köşelerinizde- zırvalıklarınızı, bir deha stratejisi gibi satma kibrinizden söz ediyorum.

Ortada olan biteni sadece kendi reislerini ve tabii suç ortağı olarak kendilerini korumak için, türlü türlü numara çevirerek yorumlayanlar, profesyonel, onları anlayabilirim. Ama, sosyal medya üzerinde kendi arkadaşlarının, komşularının, sınıf arkadaşlarının, akrabalarının acılarına bu kadar duyarsız, çirkin olanları anlamıyorum. Bırakın millet olmayı topluluk olmanın asgari şartının bile ortadan kalktığına tanık olmak, yitirdiğimiz canların acısını katlıyor. Yaşama umudumu azaltıyor.

Akılların tutulmasını geçtim, vicdan tutulması içinde yaşananları derbi maçı kıvamında algılıyoruz. Yukarı mahalle aşağı mahalle futbol maçında bile sakatlanan için üzülen bir topluluktuk nihayetinde.

Demokrasi, insan hakları ve benzeri kavramları bir kenara bırakıyorum, hukuk devletini de. Bir toplum olmanın asgari duyarlılıklarını kaybettikten sonra bunların hayata geçeceği bir iklim zaten olamaz. Tam da içinden geçtiğimiz zaman, böylesi bir tehlikeyi barındırıyor.  Öyle ya da böyle hayatta temas ettiğim insanların facebook üzerinden yaptığı paylaşımların bazıları beni o kadar korkuttu ki anlatamıyorum.

İnsan hayatının kutsallığı karşısında sandık sonuçlarına kilitlenmiş bir vicdan tutulması yaşayanlar, kendi suç ortaklığını örtmek için daha büyük suçlara yönelen insanlar karşısında, utanç ve suçluluktan dilim tutuluyor.

O çok akıllı ve stratejik dehaların kara vicdanlarında bir gedik açabilmek için, insanlıklarını geçtim bu akıldışı dış ve iç siyaset okumalarını yüzlerine vurmak istiyorum.

Her şeyden önce bu işlerin dışta ve içteki sorumluları, sırf kendi suçlarını örtüyor diye ödüllendirilen beceriksiz kadrolardır. Sırf yalakalarıyla yükselenlerin Türkiye ve dünya tasavvurlarının sığlığıdır. Her türlü sorumluluğu başkasına atan sözde “propaganda mekanizması” hepimizi aptal yerine koyduğunu zannediyor.

Türkiye hiçbir zaman bu kadar liyakatsiz, beceriksiz, akıldan yoksun yönetilmedi. Ve bunun tek sorumlusu da 13 yıllık iktidarda olanlardır.

Şimdi, içteki düşmanları yetmeyince dışta düşman arayarak sözde bize strateji bilmez diyenler, sizin tek taktiğiniz var. Mevcut konumlarınızı korumak, ilkel bir varoluşun tutsaklığında çırpınmak. Tekrar ediyorum, bu profesyonelleri (siyasetçiler, bürokratlar, partiden menfaati olanlar, köşe yazarlar vb.) anlıyorum ama sırf oy ya da başka nedenlerle duygusal olarak o tarafta saf tutmuşların vicdan tutulmasını anlayamıyorum.

Eğer 10 Ekim 2015 Ankara’da olan biteni algılama, anlamlandırma biçimimiz sosyal medyada gördüklerim ise bizler için maç bitmiştir. İster AKP kalsın, ister gitsin. Sorun bunun çok ötesindedir. Kuşkusuz bu durumun sorumlusunu da hepimiz biliyoruz.

Bize düşen dayanıklılığımızı artırmaktır. Dayanıklılığı yüksek insanlar, eldeki imkanları birleştirerek çözüm üretirler. Eldeki imkanlar içinde esneyerek, doğaçlamayla bir fırsat yaratırlar. Bu siyasetin tanımıdır. Tek ihtiyacımız olan da O dur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir