Hakkımda

Han Fei Tzu (M.Ö Üçüncü yüzyılda) insanlara kendisini dinletemiyordu. Daima yanlış anlaşılıyordu. Nüktedan görünmeye çalışsa ciddiyetsizlikle suçlanıyor, uysal davransa samimiyetsiz bulunuyor, söz sırası ona gelmeden söze girecek olsa cezalandırılıyordu; farklı insanlar ona beceriksiz, kendini beğenmiş, palavracı, ödlek, ve dalkavuk sıfatlarını yakıştırıyordu. Durum böyle olunca, ağzını açmaya çekinmesinde ve açınca da tedirgin olmasında şaşılacak bir yan yoktu. Han Fei, bütün bunlara rağmen konuşmayı ve fikir belirtmeyi seviyordu, neticede bu sevdası ona bir idam cezası kazandırdı. Arkasında bıraktığı- Tek Kişilik Hiddet ve İkna Edici Olmanın Önündeki Güçlükler- kitaplarda kendisinin başaramadığı ancak ne yapılmasının gerektiğini öneriyordu.
“Konuşmanın önündeki engel, konuştuğumuz kişinin “yüreğini tanımamamızdır”, tanımadığımız bu yüreğe “sözcükleri yerleştirmeyi” bilemememizdir. Han Fei Tzu, sorunun özünün insan denen varlığın bir muamma olmasına dayandığını görebilmişti. İnsanı ilgi çekici yapan, konuşmaya değer kılan da budur elbette. İnsanlar her zaman beklendiği gibi davranan yaratıklar olsaydı konuşmanın anlamı kalmazdı. Konuşmaya ilham veren şey aramızdaki farklılıklardır.

1968’de İzmir-Karabağlar’da doğdu. 19. Yüzyılın sonunda Girit’ten göç etmiş ailesi hala aynı topraklarda yaşıyor. Bir tek kendisi İzmir dışında. Geride kalan yıllarının ilk 20 yılını İzmir’de yaşadı. İzmir Özel Çamlaraltı Koleji ve Atatürk Endüstri Meslek Lisesi-Elektirik Bölümünde okudu. Üniversite seçme sınavlarında dört kez seçilmedi. Askerlik yaşı gelmişken, yetenek sınavıyla öğrenci alan Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’ne kabul edildi. (1987)

O tarihten bugüne Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’ndeydi. Kendisi biraz tutucudur. Lisans, yüksek lisans, doktora ve profesörlük gibi aşamaları bu süreçte tamamladı.

Hocalığı çok seviyor. Reklam Yaratıcılık, Reklam Yazarlığı, Marka Yönetimi, Kampanya Tasarımı, Siyasal İletişim Kampanyaları konularında lisans ve üstü dersler veriyor. Konuşma iştahını arttıran bu “paylaşımı” zaman zaman profesyonellere yönelik konferans ve seminerlerle de sürdürüyor.

Düşündüklerini ve konuştuklarını yazma konusunda sorunlu olduğunu düşünüyor. Şimdiye kadar yayınlanan Siyasal Marka, Markan Kadar Konuş (Marka İletişimi Stratejileri), Siyasal İletişim Yönetimi (Siyasette Marka Yaratmak) kitaplarında da bunu hissetti. Son iki kitapları, “Anna Karenina İlkesi” ve “Markalaşma Yolunda”  bu defosunu aşmaya çalıştı. Üniversite yayınları arasında alana dair birçok yazarlık ve editörlük yaptı, yapıyor.

İletişimin, özelde reklamcılığın her şeyi merak etmekle ilgili olduğunu düşünüyor. İnsana ve hayata dair kavrayışlarımızın sürekli güncellenmesi gereğine inanıyor. Bunun için uğraşıyor. Sorunlarımızın kaynağında bu kavrayış eksikliği ve yanlışlığını görüyor.