7 Haziran’da kazan, 1 Temmuz’da kaybet.

Meclis Başkanlığı seçimi sonrası facebook mahallemdeki genel hava yenilmişlik ve öfke oldu. Bu sonucu hak etmedik üzerinden fatura, MHP ve genel başkanı Devlet Bahçeli’ye çıkarılmış görünüyor. Zaten MHP ile hiçbir doku uyuşması göstermeyen mahallemiz son derece mutsuz, saldırgan ve kızgın.

Müktedir’in her koşulda kazanması karşısında yılgınlık daha derinlerde gizli. 7 Haziran seçim gecesi sevinmem gerekirken, tedirginlik hakim olmuştu. Nedenini şimdi çözdüm. Bu muhalefet ile kazandığımızda bile bir şeyleri değiştirememenin hüznünü ya da korkusunu duymuştum. 7 Haziran sonuçlarının yaratması gereken heyecan, yerini ya şimdi bu sonuçları heder olursak olmuştu. Continue reading →

Düşmansız mutlu olmak mümkün müdür? Koalisyon ve ruh durumumuz

Neşe bir başarıdır, umut da kutlanası. İyimserlik mühimse bunun nedeni, birçok durumda bir işi sonuca ulaştırmamızın ona ne kadar iyimser yaklaştığımıza bağlı olmasıdır. Buna seçkinci bakış şiddetle karşı çıkar, “iyi bir hayatın başlıca koşulu hünerdir”, der. Oysa çoğu durumda başarı ile başarısızlık arasındaki farkı belirleyen sadece, olabileceğine olan inancımız ve başakalarını başaracağımıza inandırmak için göstereceğimiz çabadır. Bizi beceri yoksunluğu değil, umut noksanlığı yıldırabilir.

(Alain de Button, “Terapi Olarak Sanat” adlı kitabında (sf: 16) böyle diyor)

Bu kısa notu yazının sonunda hatırlayalım.

7 Haziran 2015 akşamı YSK gecikmeli de olsa yayın yasağını kaldırdığı andan itibaren seçmen ne dedi sorularına muhatap oluyorum. Seçmen arkadaşlarım, diğer seçmenlerin ne düşündüğünü merak ediyor. Önce, siyasal iletişim üzerinden bir değerlendirme yapacağım, sonrasında koalisyon meselesini Türkiye ruh hali üzerinden tartışacağım.

Kampanyalar Karnesi Kısa, Kısa…

AKP ve Ahmet Davutoğlu

13 yıllık iktidarın hemen tüm seçimlerinde düşmanlar üzerinden yürüyen bir iletişim dilinin aşındığını göremediler. Birinci parti olmalarına rağmen mağlup hissediyorlar. Davutoğlu, lider imajı açısından sınavı geçemedi. Sandık sonucu nedeniyle söylemiyorum. Bahanesi vardı, mazereti büyüktü. Ama lider dediğin bunlara sığınmaz. Kendisi olmayıp, önceki liderin karikatürü olmayı seçti. Oysa, aşınmış dile yeni bir soluk katabilir, yeni bir Parti ve lider algısını yaratabilirdi. Continue reading →

Truman Show Konforunda Türkiye Nereye Gidiyor?

* 28.03.2014 tarihinde Radikal Blog’da yayınlanan yazımdır.

David Eagleman, çok satan nörobilim kitabında “umwelti” şöyle tanımlar; dünyanın görebildiğimiz bölümü (çevre, çevrelenen dünya). Daha büyük olan gerçeklik ise (böyle bir şey varsa) “umbegung” olarak adlandırılır. Biyolog Jakob von Uexküll, 1909’da aynı ekosistemdeki farklı hayvanların, çevreden farklı sinyalleri yakaladığını fark ederek bu iki kavramı tanımlıyor. Biyoloji doğal olarak bir iletişimbilimci açısından uzak bir alan sözü daha fazla uzatmadan Eagleman’ın bu anlatımdan konuyu bağladığı yere gelelim. Şöyle diyor: “The Truman Show filminde, filme adını veren Truman, gözü pek bir televizyon yapımcısının tümüyle onun çevresine ördüğü bir dünya içinde yaşamaktadır. Eagleman, filmin bir kesitinde bir muhabirin yapımcıyla sohbetini aktarır (sf:79). “ Sizce Truman neden kendi dünyasının gerçek doğasını keşfetmenin kıyısına bile gelememiş durumda ?” Yapımcı şöyle yanıtlar : Bizler, bize sunulan dünyanın gerçekliğini kabul etmeye hazırızdır”. Eagleman, bu cevapla yapımcının taşı gediğine koyduğunu belirtir ve ekler: “Çünkü gerçekten de umweilt’ı sorgusuz kabul eder ve orada dururuz. “Beyin işlevleri, insanlar arasında az çok farklılıklar gösterir ve bu farklılıklar da kimi zaman dünyayı algılama biçimindeki farklılıklarla belli eder kendini. Her birey, kendi seçtiği yolun gerçeklik olduğuna inanır. ( sf: 81) Eagleman, ilerleyen sayfalarda sinestezik kişiliklere dair örneklerle çevremizden gelen sinyalleri nasıl farklı okuduğumuza, çözdüğümüze yer verir. Ama en çarpıcı saptamasını da bu noktada yapar: Continue reading →